Şu fotoğraf makinasını elime almamla fırlatıp atma isteğimin depreşmesi bir oluyor.Hiç barışmadı ruhumuz hiç barışmayacakta! Bir resim çekmeye kalkmayayım ki şu ''Focus too close'' veya ''Unable to focus'' çıkmasın karşıma. Hokus fokus pokus deyince de kaybolmuyor ki o meret yazı, git geri, git geri, git geri. Zaten geri giderken tüm konsantrasyonumda, olmayan çekme isteğimde an-be-an geriliyor.
Neyse konumuz bu olmamasına karşılık elektriklenmiş saçlarımı yatıştırır belki diye bu yazının ismi bu oldu.
Hatırlarsınız, Küçük Şeyler blog sahibi Özden Abinin yaptığı birbirinden güzel objeleri görünce heveslenerek bayram öncesi Minyatür Çalışması adı altında yayınladığım objelerle kendi deneyimimi yaşamak ve kendime bir oda yapmak istemiştim.
Yanlış bir zamanda girişmişim bu işe bir tek onu çok iyi anladım:( Bayram koşturmacası, bayram sonrası koşturmacası derken dağıldım gittim. Ne yaptığımın zevkine varabildim ne de yaptıklarımdan git-gel, otur-kalk bir şey anlayabildim. Beni en çok korkutan kısımlardan biri boyama işiydi, hiçte haksız değilmişim. Şu Japon yapıştırıcısı denen icat kullanmaktan nefret ettiğim materyallerden olsa da kendimi sakatlamadan ve parmaklarımı bir daha ayrılmamacasına yapıştırmadan sağ salim yapım montaj aşamalarını kendimce atlattım.
Jağon yapıştırıcısı elden en kolay asetonla çıkıyor, tecrübe ile sabittir. Koca uçakların montajında kullanıyorlarmış şu japon yapıştırıcısını ama ben evde kırılan bir şeyi yapıştırmayı ve sonuçtanda memnun kalmayı henüz başaramadım. Lakin boyama işi ondan da beter bir iş, tutamadığın bir yere doğru dürüst sabitleyemediğin o minnacık objeleri boyamak gerçekten zorladı beni. Ve en çok el oyalayıcı kısmı da orası, hele ki benim gibi deli cesareti bu işe kalkışan biri için. Eğer bir daha minyatür çalışması yaparsam ( Ki sanırım yapmak zorundayım bir ikincisini:))) ) bu defa üşenmeyip sadece şu boyama aşamasını kolay geçebilmek için ilk evvela hamurdan döner bir torna yapmaya kararlıyım.
Kendimce yaptığım objelerin her birini ayrı sevdim, Özden abinin bloğunda görüpte sevdiğim bir çok objeyi daha yapmak isterdim lakin yerim dar. Gerçekten yerim dar, hem de çoook dar, sakın gülmeyin ama bu işe başlarken oda olarak kullanacağım kutuyu bir ayakkabı kutusu sanan ben ''Hiç kimsenin yağmurun bile böyle küçük elleri yoktur'' diye lay lay lom işe giriştikten çooook sonra yani ancak bayram ertesi sığışmaya çalıştığım kutunun bir ayakkabı kutusu olmadığını anlayabildim. Tabii bunu daha önce anlamış olmayı çook fazla isteyerek. Objeleri hazırlarken gerçek ayakkabı kutusunu yedek mekan olarak kullanıpta bol bol yayılırken, bir yandan da asıl kutunun camını penceresini git-gel oyarken ''Hiç kimsenin Bade'nin bile böyle küçük ayakları olmadığını'' ancak objeleri gerçek yerlerine yerleştirmeye kalkınca farkettim ki işte bu işe üzüldüm gerçekten. O tavan lambrileriyle az uğraşmamıştım. Pencereyi oyup, çerçevelerini yapıp, kaset kapağından camını kesip,ferforjelerini monte edip, tüllerini elceğizimle diktikten sonra kıyamadım eşyalar sığmadı diye bir başka eve kiraya çıkmaya. Bir müddet böyle kalsın hevesim geri gelsin sonra yeni bir eve taşınırlar nasılsa.
İşte şimdilik son halleri ile karşınızda...







