.

.
Magic Box etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Magic Box etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2010 Pazartesi

Semâ'ya Açılan Eller...



Onlar, Hâk yolunda, yüreklerinde Tanrı aşkı ile Sema'ya yöneliyorlar... Büyük bir disiplin, büyük bir yolculuk...

Magic Boxlarımda bu kere güzel şehir Konya'mız ile sembolleşen bu yolculuğu resmettim.

Benim yaptığım bu çalışma acemi işi, kusurlarım için affola, özellikle çizimler konusunda her defasında söylediğim gibi deneyimsizliğime rağmen deneyipte uzaktan da olsa görsellikte istediğime yakın bir sonuç yakalayınca  büyük bir manevi mutluluk duyuyorum. Bu kere kutunun 3 tarafına çalıştım semazeni, kutuyu çevirdiğiniz zaman dönüyormuş hissi yaratsın diye..Eee peki,bunu size nasıl göstereceğim, işte Sevgili Nedukcuğumun bana ilham verdiği yöntemle, o pırıl pırıl kar tanelerinin videosunu çekmişti, aaa ben de son çalışmama bunu nasıl yaparım derken bloğu biraz kurcaladım, blogun bu hizmeti zorlanmadan verdiğini görünce de pek bir sevindim, hemen çekim yaptım ve heman yayınladım:)))
.




 Sen anılması güzel olan bir söz ol. Çünkü insan; hakkında söylenilen güzel sözlerden ibarettir...
Hz. Mevlana


11 Aralık 2010 Cumartesi

Veee Laleli Magic Box'lar...


Vee Magic Box'lar da lale modasına uydu... İtiraf edeyim bunlarda zorlanıyorum alan eğimli olunca ve de 2 yüzeye çalışınca, bir de kurumaları uzun sürünce çiçeklerle bezediğim mutlu günleri mumla arar oldum:)))
Karanfillere geçsem mi yavaş yavaş, yok yok daha doyamadım ben lalelere:)))




1 Aralık 2010 Çarşamba

Laleli Zamanlar...

Yıl 1710...Lale Devri...Rivayet odur ki bir lale soğanı 100 altına alıcı buluyormuş zamanında... Istanbul'un her yanı Padişah için düzenlenmiş hasbahçelerden geçilmiyormuş..

Yıl 2010... Lale devri çocuklarıyız biz...Mekan,Istanbul... Laleleri kendimiz yetiştiriyoruz çok şükür... Hasbahçeler artık geride kaldı,yol kenarlarına boylu boyunca eker olduk, yani o kadar bol artık lalemiz...

Aralık ayı geldi mi hazırlıklar başlar yol kenarlarına ekim için ama her nasılsa 1 ay bile yaşatılamaz canım çiçekler onca emeğe rağmen :(

Bunlarda benim lalelerim,uzun ömürlü olsunlar inşallah:))

Boyama işi çok zor benim gibi eğitimsiz biri için, özellikle bekleme aşamaları ve ilklerde,düzelme yapmak için dokunamamak bayağı yıpratıcı süreç bir de boyayı sulandırmaya korktuğumdan fırça ile debelleşip durdum, sonra elim alıştı... Ben çok ince bir iş çıkarmak için uğraşmadım açıkcası,kaftanlardaki görselliği desteklesin yeter dedim, hoş demeseydim de bundan iyisini sanırım yapamazdım. Ne demişler; ''Bundan iyisi Şam'da kayısı:))
Sahi onu neden demişler acaba?



Magic Boxlara denemesem olmazdı:)))



Eğlenceli bir anektod: Lale, Istanbul'dan  Hollanda'ya 16.yy da ilk gittiğinde Hollandalılar lale soğanını kızartıp, yağ ve limonla afiyetle yemişler:)))

30 Kasım 2010 Salı

ALE GİTANA!!!


''Gitarcılar ve şarkıcı sahnedeki yerini almış, cante az önce başlamıştı...O, salida'yı bekliyordu,sahne perdesini hafifce aralayıp loş salona göz attı.Chinitas tıklık tıklım turist doluydu yine...O hiçbirinin dilini anlamıyordu ama az sonra bütün dillerin şifreleri nasılsa çözülecek tek bir dil konuşulacaktı.Sangria testilerinden salona yayılan tarçın ve alkol kokusu genzine doldu,seyirciler her gece tekrarlanan bir grup show'u izlemek için doluşmuşlardı yuvarlak sahnenin etrafına oysa bu gece farklıydı. Bu gece doğaçlama solo bir dans sergileyecek,yanlız kendi için dans edecekti.Ruhu gitarın ve şarkıcının genizden gelen tenör sesine çoktan tutsak olmuştu.''Asi se canta!!!'' dedi gitaristlerden biri elini havaya kaldırarak coşkuyla, ''Asi se toca!!!'' diye cevapladı şarkıcı. Takip ışığı yavaş yavaş karanlık perdeye yöneldi, saçına iliştirdiği çiçeği düzeltti, minik siyah kutusundan çıkarıp castanetlerini taktı parmaklarına, başını dikleştirip omuzlarını geriye attı,bedeni bir ok gibi gergindi. Gitarlar sustu,şarkıcı sustu, hızlı ve uzun adımlarla sahnenin ortasına yürüdü,kollarını gökyüzüne uzattı,bileklerini zarif bir hareketle başının üzerinde birleştirdi,Şarkıcı sordas eşliğinde ''Vamo ya!!!''diye seslendi, ruhu, bedeni ile ritmin vuruşlarında bütünleşti, kısa ve küt topukların sesi duyuldu, artık sahne onundu..Aleee!! nidaları yükseldi, ''Asi se baillllla!!! diye bağırdılar hep bir ağızdan...Kanatlanmış ucuyordu adeta...,,

Sevgili Banucam, olmuş mu?Sevgili Mügeciğime ithafen kurguladığım için sulandırmadım:))şanslı Gitanaymış, yoksa çivisi kalkmış bir tahtaya takılıp çoktan  dizlerinin üstüne kapaklanırdı sahnenin ortasına geldiğinde:)))

Ahh Sevgili Nedukcuğum, sök-yap madem Endülüs'e gidecektik eşzamanlı, haber verseydin de beraber gitseydik, sen eldivenleri alır,ben sihirli kutumu bırakır bir koşu dönerdik:)))

Kaynak: http://www.melisflamenco.com/tr/flamenko.asp?subpage=sozluk

27 Kasım 2010 Cumartesi

Bir masal gibi...

Demiştim yaa kral giyimine çok düşkündü...
Bir giydiğini bir daha giymez, giydiği giysilerden de kimse de olsun istemezdi.
Bütün gün sarayın dokuma tezgahları, terziler, makastarlar, kalıpcılar terzihanede gün boyu yeni kıyafetler yetiştirmek için durmaksızın çalışırlardı. Tam 3 yıl önce ''Benden iyi kimse size elbise dikemez, diktiğim elbiseyi sizden başkası giyemez'' diye kralın aklını  soytarı bir dolandırıcı, güya komşu  krallıkta başterziyim diye çelmiş ve günlerce krallıktaki ipek böceği kozalarını toplatıp,kazanlarda kaynattırmış ve aylarca dokuma tezgahlarında güya aptalların göremediği bir kumaşı dokutmuştu.Üzerine rivayet oydu ki hazineden gönderilen en değerli elmaslar, altınlar,zümrütler,yakutlar işlenmişti kaftanın. Üstelik her gün kralın üzerinde prova yapmış yakasını düzeltip,tam tamına beline oturtmuştu... Ama kimse görememişti ki...Tüm ahali hatta kral dahi görmüş gibi davranmış  kimse aptallığı kabul edememişti ki.... Taaa ki o küçük, çelimsiz çocuk tören alayında parmağıyla kralı işaret edip, kahkahalarla gülerek ''KRAL ÇIPLAK!!!'' diye bağırana kadar...
Olan oldu, hiç böyle kıyamet kopmadı, hiç böyle sessizlik olmadı, hazineden yüklüce bir servet kuş olup uçtu, en kötüsü de kralın şanı ''Çıplak Kral'' diye aldı yürüdü. Dokuma tezgahları o günden sonra daha hızlı çalıştı, tam da şu günlerde kralın giydiği o değerli kaftanlarla o tatsız lakap neredeyse unutulmaya yüz tutmuştu.
Bu kere çarşı  meydanında 3 arşını geçmez köhne karanlık terzi dükkanı bulunan yaşlı bir terzi krala ''Bir tek ben silerim üzerinize sıvanan lakabı dikeceğim giysiyle''diye kafa tutana kadar!!! (Acaba o güne kadar fukara cübbesi dışında herhangi bir soyluya kıyafet dikmiş miydi?kim bilebilir?) Kral'ın aklına 3 yıl önceki olay gelmiş ve pek bir hiddetlenmişti. Bu kere tedbiri elden bırakmayacak ve bu şaşkın terzinin restini görecek ya eski şanına kavuşacak ya da halk önünde bir kez daha çıplak kalacaktı. ''Restini görüyorum şaşkın terzi'' diye gürledi.''10 gün süre sana ya kıyafeti tören gününe kadar hazır edersin ya da tören başladığında kellene veda edersin'' ''Tamam''dedi terzi, ''sizden ne değerli taş isterim ne de altın, önce giyin elbiseyi eğer beğenirseniz ve hayatta kalırsam o zaman katını ödersiniz.Yanlız sizden bir çuval kermes, bir çuval ipek böceği isteyeceğim malum fakirlik'' dedi... Kral bir çuval kermes ile bir çuval ipek böceğini gönderdi viran dükkana ve beklemeye başladı.
Çarşı meydanındaki köhne dükkanın  ışığı 10 gün boyunca gece gündüz hiç sönmedi, kapısı hiç açılmadı, ipek böceği kozaları kazanda kaynatıldı,kermesler sağıldı .Çıkrık sesleri 10 gün boyunca hiç susmadı. Sarayda tören hazırlıkları başlamıştı, tören alanının hemen yanına bir de darağacı sehpası kuruldu. Halk suskundu, kim kimle tokalaşsa elleri buz gibiydi olacakların endişesinden...
Herkes bir merak tören alayını doldurmuş soluksuz bekliyorlardı kralın çıkışını.Yaşlı terzi bir değil iki kıyafet dikmişti kral için ve  sandıkta sakladığı kıyafetlerle sarayın yolunu tuttu. Anlaşmaya göre, kral kıyafeti giyecek, kendi bile görmeden gözleri kapalı halkın karşısına çıkacaktı.Terzi ise boynuna kalın urganı dolayacak darağacında bekleyecekti.
Öyle sessizdi ki ortalık... Dinledi ve tek bir alkış sesi duydu kral, derinden gelen bu alkış gittikçe kendisine yaklaşıyor ve yaklaştıkça da kuvvetleniyordu.  Kral dayanamadı boncuk boncuk terler döküyordu,gözündeki bandı hızla çıkardı, karşısındaki çocukla bir anda göz göze geldiler.Minicik bir elden çıkıyordu bu alkış... Buu o çocuktu.. 3 yıl önce ''Kral çıplak'' diye bağıran çelimsiz küçük çocuk tam karşısında durmuş minik avuçları ile kralı alkışlıyordu...Kral üzerindeki elbiseye dokundu, yumuşacıktı, rengi kermes kırmızısıydı ki daha önce bu renkte bir kumaş dokunmamıştı krallıkta, öyle değerli taşlar falan yoktu ama farklı,sade,sıcacık bir duruşu vardı. Kral çocuğu kucağına aldı ''Gerçekten beğendin mi yoksa o darağacında bekleyen adamı kurtarmak için mi beğenmiş gibi yaptın?'' diye sordu. Çocuk yüzünde koca bir gülümsemeyle ''Ne insanlar gördüm, üzerlerinde giysi yoktu, ne giysiler gördüm içinde insan yoktu padişahım, oysa siz bugün  boncuk boncuk terler döktünüz ya çıplaksam yine rezil olacağım halkın karşısında diye... ben cesaretinizi alkışladım, insan yanınızı alkışladım'' dedi...



Hadi bakalım masal bitttiiii, herkes bloguna:)))

Banucam şimdi tek kaşı havada gelir ''Allah Allah şimdi her işe bir öykümü yazacağız!!!'' der... Zaten bu öyküyü de şöyle akıllı uslu kaftanları yayına tam da gönderecekken,Banucamın sözleri geldiği için kurguladım:))) Kaşını havaya kaldırdım mı Banucuğum?

22 Ekim 2010 Cuma

Magic Box



Burada  bol çeşidini ve burada da yapım aşamalarını paylaştığım Sihirli Kutular'a devam... Bugüne kadar herhalde 100 tane yapmışımdır.
Aslında sihir falan yok ortada, içinden Aleaddin'in lambası değil ki cin çıksın,3 yaprağı  kumaşla kaplayıp birbiri ile birleştirince kendinden bu şekil oluşuyor sihri bu, biraz sabırla yapımları basit kullanım alanı ise boyutuna göre öyle farklılık yarattı ki ben bile şaştım:)




Temizlik yaparken kullandığımız deterjan kutularını keserek iskelet olarak kullanıyorum ,bu kutular için ideal bir malzeme cünkü eğilip bükülmeyle deforme olmuyor... Evden çıkan atıkları değerlendirme adına seviyorum bu kutuları...