.

.

15 Temmuz 2014 Salı

ISPANAK YALELLİSİ-5:))






Bugün Cumartesi yaşanan gün baabında ama siz bunu benim kaleme alır halimle bu gece okuyorsunuz:)) Cumartesi eve doğal afet  yaşayarak eve döndük. Ben pazar gezmesi pek severim ihtiyacım olmasa da dolaşmak o tezgaha dizili yeşillikleri, rengarenk sebzeleri görmek ruhumu şükrettirir. Yakınımızdaki pazara gide gele de pazarcılarla tanış olmuşuzdur pek sohbet etmesekte, haa bunu nereden mi biliyorum hasbelkader mıntıka dışına çıkıp uzak bir pazara gittiğimde bir pazarcı mutlaka ensemden tutup kaçak mülteci gibi yakalar beni hatta sesimden bile tanıyıp, ben seni tanıyorum ablaaa, sen şu pazarın mütevellisisin diyiverir. Tanınmak güzel bişi yaaa en komiğini evden km.lerce uzakta Silivri de yaşamıştım. Kışın Sarıyer'de tezgah açtığını sonradan öğrendiğim  marka giysi satan pazarcı usulca yanıma sokulmuş;'' Abla sen gizli zabıta müfettişi misin?'' diye soruvermişti. Hadiiiii canım sen deeeeee, nerden çıktı bu demeyin çünkü annemin yanında ben de şok bir bakış atıp adamın hadi hadi söyle tanıdım ben seni boş atıp dolu tutmam atlat o girdiğin şoku diyen bakışları arasında kendimi savunuya geçtim, yokk be nerden çıkardınız onu? Meğer işin aslı ve adamcağınız benle ilgili mimi çok eskilere dayanıyormuş. Sarıyer'de bankada çalıştığım yıllarda  Sarıyer pazarında, 9 ay gibi bir süre tayinle  gittiğim 4. Levent'teki sosyete pazarında resmi kıyafetle, emekli olduktan hemen sonra aynı dönemde emekli olduğumuz ve Nişantaşında hiç pazar sefası süremediğimizden kızlarla birlikte buluşup gittiğimiz Maltepe ve Kartal pazarlarında ve son olarak da bir gün kafama estiğinde atlayıp muhtemelen tek başına gittiğim Yeşilköy pazarında hep beni görmüş, görmüş ve dikizlemiş geldi jurnalci diyerek. Allah bilir arkadaşlarını da uyarıp, kendi de tırsmıştır bunca yıl benden yana:))
Neyse işin aslı astarını açıklamak bütün pazarlara gider o kaçırmaz hiç diyerek anneme düştü ve bütün bir yaz boyunca annemin konu komşuya pazar delisi bu, bütün pazarcılar tanır demesine karşılık  başım eğik mahçup bir gülümseme ile öyle misin gerçekten diye bana bakanlara öyleyimdir herhalde diyerek baktım:)) Off ne çok geziyor şu pazarcılar semt semt, bir rahat yok bana bir başka düşünen de çıkar mı çıkar:)) Neyse efendim hiç isteğim olmamasına rağmen abla hanımın ki o utanır genelde benle pazar hallerine girmekten belki de bu yüzden, yeşillik ve sebze almak için düştük pazar yollarına. Arabamızı park edip, az gittik , uz gittik derken yol üstünde dönüşte bunu buradan şunu şuradan alırız diye tezgahları mimledik. O benim gidişlerimden  aldığım bluzlerimden pek etkilenmiş olacak ki her zaman aldığım tezgahla tanışma vaktinin geldiğine inanmıştı ,beni pazara belli ki bu yüzden çıkardı o gönüllü ben gönülsüz olarak. Ehh gittik 3-5 parça bişi o, 1-2 parça bişi de ben aldım yine dayanamayıp. Gel şuraya da götüreyim seni , gel bak buranın da malı iyi derken neredeyse pazarın sonuna yaklaşmıştık ki hava birden karardı, sarardı, ohhh ne güzel serin serin geziyoruz  Allah acıdı derken ceviz büyüklüğünde dolular boşalmasın mı? Millet çığlık çığlığa, tezgahlar hazırlıksız pazarın orta yerinden herkes nasibi büyüklüğünde kafasına buz parçaları yiyiyor, çocuklar korkudan ağlıyor, gök gürlüyor şimşek çakıyor.. Bir tente altına sığınıp bekleyelim dedik ama  ne mümkün, tenteler yağmur suyunu taşımadığı gibi şelale gibi akan yola bir de onlar boşalıyor,  boşalırken de herkesi tepeden tırnağa ıslatıyor. Ayak bileklerimize kadar sular içindeyiz en kötüsü de dere içine açılan dar yollardan kahverengi suların artarak gelmesi, iş ciddileşince ne olursa olsun arabaya ulaşmaya karar verdik. Ne iç çamaşırımıza kadar ıslandığımızı görecek gözümüz ne de artık bişi alacak halimiz vardı, tek isteğimiz bir an önce arabaya ve eve ulaşmak. Tabii oraya ulaşınca karşılaşabileceğimiz manzara da şüpheli... Çünkü bu pazar dereiçinde ve araba tam derenin çukurunda:( Bin bir güçlükle artık sadece yağan yağmurdan değil duvarlardan şelale gibi akan ve gittikçe dereiçini dolduran sularla boğuşa boğuşa arabaya ulaştık. Bu kere de bizler gibi arabasına ulaşan ve yol almaktan korkan araçların arasına kaldık. Ablam ne olursa olsun çıkmamız lazım benim arabanın altı yüksek 3-5 dakika daha yağarsa kapıya ulaşır bu su diye diğer arabaları göstererek deyince bir cesaret kornaya basarak önümüzde hareket eden belediye otobüsünün tekerlerinin yardığı izi takip ederek kendimizi eve attık. Tabii evde anne korkudan ve meraktan kasılmış. Üstümüzle başımızı değiştirerek koltuğa ilişmek bile mümkün değil ayaklarımız diz kapaklarımıza kadar çamurlu ve  pis sularla yıkanmışken:( Duş faslından sonra bu yorgunlukla ne yapılır, tabiii Ispanak yalellisi:)) akşama az kaldııı... Son Ispanak Yalellisi biraz karambole gelecek gibi bu akşam, alaminute bir ıspanak yalellisi koyup çıkarmalıyım sofraya ama mecalimde kalmamış öyleyse ne yapacağız. Böyle zamanlar da yetiş yaa Rondo!!! Rondo'don geçirilmiş bir orta boy soğanı ocakta kavururken, kalan ıspanakları da rondoya atıp dırt dırtladım ve soğanlarla kavuşturdum. Yok yokk çok yorgunum, annem de kendi hazırlığına girişmiş tel şehriyeli pilav yapma derdine. Pirinci yıkamış, şehriyeyi hazırlamış. Hep destek tam destek namına yardım almalı bir avuç pirinci pirinç tasından, bir avuç tel şehriye, şehriye kavanozundan, ehhh azcıkta su ile 1 çorba kaşığı da ekstra zeytinyağ koyup kapağını kapattık mı bu gece ki işimde tamammmmmm...

Veeeeee gece son oturum sofraya  söğüş tavuk ve pilavın yanına garnitür olarak soğuk servis edilmek üzere konuldu... Değişik bir tad ve farklı bir sunum olarak hayret ki beğenildi de:)) Cılkını çıkarttığım ıspanak serüveni böylece bitmiş oldu. Evdekiler uzunca süre ıspanak görmek isterler mi, Temel Reis bir daha ne zaman kapımızı çalar  bunu zaman gösterecek...

Bazen çok aldığımız için çürüttüğümüz ya da pişirip yiyemeyince attığımız, bazen çöp diye kökünü, sapını ayırdığımız sebzelerle aslında farklı lezzetler yaratmak hüner, maharet, fazla bir bilgi ve mutfak alışkanlığı gerektirmiyor sadece biraz cesaret ve mental damak lezzeti. Ülkemizde ya da dünyanın herhangi bir yerinde bu nimetleri bulamayanların olduğunu düşününce insan böylesi güzel günlerde bamya tepesi kadar israf ederek her öğün ayrı bir tad yaratabilmekle yüreğinde daha bir hafiflik ve huzur hissediyor. Allah soframızdaki bereketi, ülkemizdeki bolluğu, çeşitliliği ve alıştığımız sofra adabımızı eksik etmesin, aş bekleyen tüm sofraları da donatsın, gerisi boş....anlattıklarımsa hikaye içinde hikaye, maksat muhabbet olsun, maksat kafalarımız dağılsın, evine 2 demet ıspanak alıpta tezgahta açınca gözüne çok görünenlere yazdıklarımı anlamaya vesile olsun...

7 yorum:

  1. Kuzum bir ıspanak bunca anlatıldığına göre, benden 4,5 sezonluk dizi senaryosu çıkarırsın sen!
    Şaka bir yana pazar gezmesinden hiç hoşlaşmayan bana tuz biber oldu senin macera.
    Sevgiler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sen yazılmaz yaşanırsın:)) Yalellini beraber yaşayalım gel Istanbul'a da:))
      İşin komik tarafı en sıkışık karmaşık zamanlarımda yazma isteğim tutuyor:))

      Sil
  2. Bir de fasulye yalellisi bekliyorum.Malum yaz.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. OOooooooooo benden umutlusunuz yani yemek konusunda. İnan seni kırmazdım fasulye yalellisi konusunda ama şöyle bir fasulyeleri getirdim gözümün önüne çalı'dan barbunya'ya, meksika fasulyesinden kurufasulye'ye, börülce'de ayşe kadına çok geniş bir yelpaze:)) Beni izleyenler kesin bir bir bloglarını kapatır, alt üst edip sen ve ben mi kalalım şuracıkta:)) Öpüyorum yanaklarından sen yaz arkadaş beni aşar:))

      Sil
  3. Bitti mi yani ??? Tüh...
    Sırada ne var merakla bekliyorum.

    YanıtlayınSil
  4. ya fiammam sen yaz da ne yalelellisi olursa olsun.kurgu yaz hatta .çok beğeniyorum senin uslubunu ve yazılarını.ıspanakla yaptığınıda beğendim ama en çok son paragraf....tüm dilek ve dualarının kabul olmasını diliyorum bende.çok öpüyor ve sevgilerimi yolluyorum.

    YanıtlayınSil
  5. bayramın kutlu mutlu olsun fiammam .sevdiklerinle beraber geçireceğin nice mutlu bayramlara...

    YanıtlayınSil